6 Mart 2015 Cuma

TİP ve EMEP Eleştirisi 2023 - (HDK-HDP’nin Kendine Sosyalist Diyen Bileşenleri ve Seçimler - 6 Mart 2015)

(TİP ve EMEP ayrı adaylar göstermek istiyorlar ve bunları da İttifakın desteklemesini istiyorlarmış. Yani halkımızın deyimiyle el kesesinden hovardalık veya el bilmem nesiyle gerdeğe girmek. TİP'liler zaten geçen seçimde bunu yaptılar Kürt halkının oylarıyla girdikleri mecliste HDP'ye  en sıradan insanların göstereceği minnet duygusuyla bile davranmadılar. HDP yine olgun davrandı. Ama şimdi yeni dayatmalarda bulundukları haberleri sızıyor. Bu vesileyle bir Sosyalistin bu konuda nasıl davranması gerektiğine dair 2015 Haziran seçimlerinden önce yazdığımız eski ama her zaman taze yazıyı yayınlıyoruz. TİP'liler ve EMEP'liler üzerine alsın - 28.01.2023)
HDK ve HDP’nin bireysel üyelikler yanında kimi kitle örgütleri ve kimi küçük sosyalist örgütlerle, onlara belli kotalar tanıyarak, yukarıdan temsil üzerinden örgütlenmesi zaten yanlıştır. Örgütü inmelendirmektedir[1].
Bu seçimlerde HDP oyunu yüzde onun üzerine çıkarabilirse, bu kendi örgütsel yapısıyla olmayacak, örgütsel zaaflarına rağmen, Öcalan’ın genel stratejik perspektifleri, Kandil’in ve KCK’nın koşulları doğru okuyan strateji ve taktikleri; Demirtaş’ın bunları temsil etmekteki başarısı sayesinde olacaktır.
HDP’nin örgütleri bugün büyük ölçüde felç durumdadır. HDP güya Kürt Hareketi’nin Batı’ya açılması için kurulmuştu. Ama bu açılışın bağlantı kayışı olacak veya olması gereken “bileşenler”, HDP’nin örgütsel hayatına ancak temsilciler düzeyinde katılıyorlar. Örgütsel hayat yine Kürtlere kalıyor ve fiilen HDP’nin kendi öncelinden farkı kalmıyor.
Bu durum ise Batı'ya, Alevilere ve şehirli modern kesimlere örgütsel olarak ulaşmayı neredeyse olanaksızlaştırıyor. Çünkü Kürt Siyasal Hareketi’nin geleneksel olarak dayandığı kesimler ile bugün ulaşmaya çalıştığı kesimler arasında bir kültürel fark ve uçurum vardır. Bu birçok önyargının sürmesinin; yeni kesimlerin örgütsel hayatta yer alamamasının temel nedenidir.
Yani seçimlerde Batı’dan, Alevilerden vs. oy gelirse, sabırlı ve örgütlü; adam adama, tabanda yapılan bir örgütlü çalışma sonucu değil; izlenen genel politik çizgi nedeniyle oy gelecektir.
Ancak yine biliyoruz ki, genel politik çizgi nedeniyle oy vereceklerin çok yüksek bir siyasi bilinç düzeyinde olmaları gerekir. Bu tür oy verecek seçmen sayısı ise çok azdır. Olağan insanlar ancak birebir bir çalışmayla sempatilerini sandığa yansıtırlar.
Bu nedenle HDP barajı aşarsa bunu örgütü sayesinde değil; örgütüne rağmen politikası sayesinde yapacaktır. Elbette Kürtler arasında ve Kürdistan’da durum farklı. Orada yükselen bir hareketin dinamizmi, canlılığı ve örgütsel yapısı var. Burada Türkiye genelinden ve Batı’dan söz ediliyor.
Durum budur maalesef. Seçime kadar olan dönemde değişmeyeceği de bellidir.
Ama kendine sosyalist ve Marksist diyenlerin bu durumda bile yapacakları olabilir.
Bu yazıda, en azından kendini Sosyalist ve/veya Marksist olarak tanımlayan DSİP, EMEP, ESP, Kaldıraç, Marksist Tutum, Partizan, SODAP, SDP, SYKP, Teori Politika, TÖPG, Türkiye Gerçeği, YSGP gibi örgüt veya “bileşen”lerin, eğer iddia ettikleri gibi Marksist ya da Sosyalist iseler yapmaları gerekenler ve tutumlarının ne olması gerektiği konusunu ele alalım.
*
Yine unutulmuş alfabeden başlayalım.
Sosyalistler için her ittifakta olduğu gibi seçimde de önemli olan söylenecek sözün içeriğidir.
Bunun için bağımsızlık hayati önemdedir. Yani somut bir iş için ittifak yaptığın gücün politikalarını ve ideolojisini amansızca eleştirmeye devam etmelisin. Hatta ittifak yaptığın ideolojik olarak sana ne kadar yakın ise, o kadar acımasız bir eleştiri gerekir. Uzak olanlara karşı daha anlayışlı, daha esnek olur sosyalist. Sosyalist politikanın temel ilkesi şöyle formüle edilebilir: yakınlarına karşı acımasız; uzak olanlara karşı anlayışlı.
Biz de zaten, Marksist ve Sosyalist geleneğe uygun olarak, tam da bu mantıkla hareket ettiğimizden hep sosyalistleri eleştiriyoruz. Marksizm'in kırbacını önce kendini sosyalist ve Komünist gibi sıfatlarla tanımlayan Birleşik Haziran Hareketi’ne yönelttik. Şimdi de “bileşen”lere veya HDP’nin “müttefiki” diğer sosyalistlere yöneliyoruz.
Bu hareketler, örgütler veya kişiler kendilerine sosyalist veya Marksist demeseler onları eleştirmeyiz. Çünkü o zaman sosyalizm veya Marksizmi kirletmiyorlardır. Hatta o durumda, bakın bu örgüt, eğilim veya kişiler, iyi kötü sistemin dışına çıkmaya çalışıyorlar falan bile diyebiliriz.
*
Seçimler sosyalistler için insanların politikaya ilgilerinin arttığı, böylece toprağa atılan kimi tohumların tutma ve yeşerme olasılığının arttığı bir dönemden başka bir şey değildir.
Tam da seçimleri önemli görmediğimiz için seçimleri boykot gibi biçimlere itibar etmeyiz. Çünkü Seçimleri boykot vs. tersinden ona büyük bir anlam atfetmek anlamına gelir. Bu nedenle boykot çağrıları aslında keskin ve devrimci görünüşlerine rağmen özünde sağ bir politika anlamına gelirler. Bir zamanın boykotçularının sonra reformistlere dönüşmesi ve en çürük uzlaşmalarda teslim olması bir rastlantı değildir. Çünkü metodolojik özdeşlik vardır.
Yani Tarihin çok istisnai durumları dışında, (devrimci bir durumda, ya da büyük güçler tarafından saldırıya uğramış, köşeye sıkışmışsan ve bir çığlık atarak protestonu duyurmaktan başka çaren kalmamışsa) seçimlere önemli bir işlev atfetmediği için sosyalistler kolay kolay boykot yapmazlar. Aksine o seçim olanağından yararlanarak, programlarını daha geniş ve ulaşamadıkları insanlara ulaştırmaya çalışırlar.
*
Bunun bir diğer sonucu daha vardır. Sosyalistlerin dışındaki güçlerin mücadelesinde, sınırlı olan ağırlıkları, daha haklı veya daha ezilenlerden yana olanın yanına koyarak, güçler dengesinde ciddi değişiklikler yaparak, ezilenlerin mücadele ve hak alanını genişletebiliriz veya buna yardımcı olabiliriz.
Yani örneğin gerici bir parti karşısında reformist bir partiye oy verilmesini isteyebiliriz. Bir faşist parti karşısında bir muhafazakâra oy verilmesini isteyebiliriz. Böylece dengeleri etkileyebiliriz taktik davranışlarla. Bir partiye oy verilmesini istemek, o partinin propagandasını yapmak anlamına gelmez ve gelmemelidir.
Aksine kimin oylarla desteklenmesini istiyorsak ona karşı aynı zamanda en sert eleştirileri yapmamız gerekir.
Yani ideolojik ve programatik olarak eleştirirken, taktik olarak o eleştirilen güce oy verilmesi istenebilir ve istenmelidir.
*
Seçim olayına böyle yaklaşınca, sosyalistler için kendilerinden birinin aday olup olmaması ikinci planda olur ve olmalıdır.
Sosyalistlere verilecek oyların seçim sistemleri nedeniyle gerici partilere gideceği yerlerde sosyalistler gönüllü olarak, hiçbir karşılık bile istemeden, kendi adaylarına oy verilmemesini (Aday göstermek ile adaya oy istemek farklı şeylerdir. Propagandamız için aday göstermemiz gerekebilir ama gösterdiğimiz aday, kendi programını savunduktan sonra kendisine verilecek oyların boşa gidebileceği ve reaksiyonerlere yarayabileceğini söyleyerek pek ala diyelim ki bir reformist adaya oy isteyebilir ve istemelidir.)
Buraya kadar işin genel kısmı.
*
Şimdi bakalım Sosyalist partiler ve örgütler böyle davrandı mı?
Yani örneğin “HDP’nin teorisi, programı, stratejisi, ideolojisi, örgüt anlayışı şu şu nedenlerle yanlıştır ama bugünkü somut durumda ona oy verin” falan gibi bir politika izleyen bir sosyalist Parti örgüt falan gören var mı?
Yok böyle birşey.
Örneğin bileşen olan Sosyalist Örgütler, HDP’nin programına, stratejisine, örgütlenme anlayışına en küçük bir eleştiri yöneltmiyorlar. Ona yağcılık yapıyorlar ve fiilen programına övgüler düzüyorlar; örgütlenme anlayışından nemalanıyorlar; ama örgütsel yaşamına da katılmıyorlar.
Yani yapılması gerekenin tam tersini yapıyorlar. Programına ideolojisine eleştiri yöneltmiyorsan, kendi programını savunmuyorsan niye ayrı örgüt olarak varsın? Bu durumda gidip ona katılman veya onunla birleşmeleri gerekir.
Yani baştan aşağı yanlışlar. Hegel’in diyalektiği gibi kafa üst duruyorlar.
Yani bir Marksist veya sosyalistin izlemesi gereken seçim ve ittifaklar anlayışıyla ilgileri yok.
*
Şimdi gelelim bu seçimlerin özgül durumuna. Bu seçimlerde HDP eğer yüzde onun altında kalırsa, AKP bir diktatörlük rejimine doğru iyice yol alacaktır. Bu da her şeyi daha zora sokacaktır. Büyük olasılıkla “barış süreci” bile son bulacaktır.
Ama HDP yüzde onu aşarsa, iktidarın böyle geniş hareket alanı kalmayacak, anayasayı değiştiremeyecek, bu da seçim başarısıyla birleşerek hem demokrasi mücadelesine, hem de ezilenlere çok daha geniş bir hareket alanı sağlayacaktır.
İşin ilginci, tarih sosyalistlerin önüne hiç bulamayacakları bir fırsat da çıkarmış. O küçücük güçleriyle dengeyi bozabilirler. Çünkü HDP tam sınırda. Terazinin kefesine koyulacak küçük bir ağırlık bile HDP’nin yüzde onu aşmasına ve seçimlerden sonra ezilenlerin lehine bir güç dengesi oluşmasına hizmet edebilir.
Böylesine kritik bir durumda sosyalistlerin yapması gereken HDP’ye oy vermek ve verilmesi için canını dişine takarak çalışmak olmalıdır.
“Haziran Hareketi”nin en büyük kötülüğü, bu kritik durumda o küçük gücünü terazinin bu kefesine koymaktan imtina etmesi; fiilen AKP’nin ekmeğine yağ sürmesiydi.
“Bileşenler” ise elbet HDP ve HDK içinde bulunduklarından HDP’ye oy verilmesini isteyecekler. Bu anlamda bir hata yapmaları söz konusu değil.
Ama daha ince olarak, özünde Haziran Hareketi’nin mantığından farklı da davranmıyorlar.
Görelim.
*
Nasıl davranmaları gerekir?
HDP’nin yüzde onu aşması için, ona en geniş hareket alanını sağlamalıdırlar. Alan sınırlı ise, senin oradan çekilip, başka oyunculara alanı bırakman gerekir.
Şimdi, Türkiye’de hala aşiret bağlarının, farklı toplum kesimlerinin (Aleviler, Laikler, Mütedeyyinler, Çerkezler, Süryaniler, Ermeniler vs., vs.,) büyük önemi olduğu ortadadır. Esas büyük oy dalgalanmaları bu ilişkiler aracılığıyla olmaktadır.
Sosyalistlerin alacakları veya etkileyebildikleri oy oranının ise bunlarla kıyaslanamayacak kadar küçük olduğu da ortadadır.
Ama öte yandan, yazılı ya da yazılı olmayan kurallara göre, Kürt Siyasal Hareketi’nin, kendisiyle bu güne kadar ittifak yapmış, iyi kötü yanında durmuş küçük veya büyük sosyalist örgütlere bir tür kıyak yapacağı; örneğin onlara bunun ödülü olarak meclise girebilecek yerlerde birer imkân vereceği de açıktır.
Ama sosyalistlere verileyecek her yer, belki daha çok oy getirebilecek bir adayın ikinci plana atılması anlamına da gelebilir. Bu seçimlerde ise, bir tek oy bile önemlidir barajı geçmek için.
Bu durumda bileşenlerin veya HDP’yi desteklediğini ilan eden Sosyalist örgüt veya partilerin HDP’ye şunu demeleri gerekir: "Bizim desteğimiz bakidir. Sizin bizden aday gösterip göstermemeniz bu desteğimizi zerrece etkilemez. Bizi cepte keklik bilin. Hangi adayı nereden gösterirsek ne kadar oy alabiliriz hesapları yaparken bizi hiç hesaplamayın. Bizim oylarımız zaten size."
Yani bütün sosyalist partiler, örgütler ve kişiler, öncelikle, kendileri için düşünülen seçilebilir bir yerden adaylık falan istemediklerini, bunun en küçük bir kırgınlığa veya gönülsüz çalışmaya falan yol açmayacağını, açıkça beyan etmelidirler.
Bunu hem resmen HDP yönetimine bildirmelidirler: hem de kamuoyuna açıkça bu taahhütlerini ilan emelidirler
*
Ama bu da yetmez.
HDP’ye şunu da demelidirler, seçilme ihtimali olmayan yerlerde, kamuoyuna bir mesaj vermek için; aday listesini doldurmak için, dolgu maddesi veya vitrine manken olarak, olur da bizden istekleriniz olursa, buyurun bizim üye ve sempatizanlarımız arasından siz seçin. Yani eliniz tamamen serbest olsun.
Bunu da aynen HDP’ yönetimine resmen ve kamuoyuna bir bildiriyle ilan etmeli taahhütte bulunmalıdırlar.
Sosyalistler böyle davranırlarsa, HDP’nin adayları belirlerken eli daha rahat olur, daha çok oy getirebilecek adayları daha rahatlıkla kritik yerlere koyabilir.
Henüz bunu yapan da görülmedi.
*
Ama bu da yetmez.
Devrimci politika demek teorik ve programatik bağımsızlık demektir.
O nedenle HDP’ye şu da söylenmelidir:
Olur da bizden dolgu maddesi veya vitrin olarak aday göstermek isterseniz, o aday bağımsız aday olarak gösterilmelidir. Çünkü bizim programımız başkadır. Bizden aday gösterdiğiniz takdirde, o aday bizim programımızı savunacak ama size oy isteyecektir. Bu koşulu kabul ediyorsanız bizden aday gösterin.
Hiç birinin bunu yaptığı da görülmedi.
*
Demek ki, sosyalist partiler ve örgütler de özünde bir Marksistin, bir sosyalistin davranması gerektiği gibi davranmıyor.
Bizim davranışımız nasıl davranmak gerektiğine örnektir.
HDP’nin ve HDK’nın programı karşısında, ilk kongrelerinden beri biz kendi programımızı önerdik ve savunmaya çalıştık. Bunu bir alternatif program olarak okumamızı bile engelleyip söz bile vermediler.[2]
Bu program Ortadoğu İçin Demokrasi Manifestosu biçiminde uzun ve edebi bir metin olarak var olduğu gibi; bu yazının sonuna kayacağımız kısa ve özlü bir versiyonu da vardır. Bu program HDP’nin ve bütün diğer sosyalist partilerin programının karşısındadır ve onların alternatifidir. İşte örneğin, HDP’ye yeterince açık destek vermedikleri için sosyalistleri eleştirdiğimiz ve HDP’ye oy verilmesini istediğimiz bu yazıda aynı zamanda kendi farkımızı ve programımızı koyuyor ve onu savunuyoruz. Devrimci ittifak ve seçim anlayışının ne olması gerektiğini somut olarak gösteriyoruz.
Biz, HDP’ye hiçbir karşılık beklemeden bu seçimlerde destek veriyoruz. Bu desteğimizi özellikle açık bir destekten kaçan ve kendine sosyalist ve komünist diyenlere yönelik eleştirilerimizle yapıyoruz.
Hiçbir adaylık falan istemiyoruz. Hiçbir beklentimiz yok.
Ancak zerrece seçilme şansı olmayan bir yerden dolgu maddesi veya vitrin olarak aday göstermek isterlerse bu olabilir. Ama bir tek şartla: Bağımsız bir aday olarak.
Yani bizim adayımız bizim programımızı savunacaktır seçim çalışmasında, ama oyların HDP’ye verilmesini isteyecektir.
Bir tek bu şekilde ve bu koşulda olur.
İşte Marksist veya Sosyalistlerin seçimlerde izlemesi gereken tutum budur.
Bunun haricindekiler, ister Haziran Hareketi’ninki gibi açıktan destek vermeyi reddetsinler; ister “bileşen”ler gibi aslında HDP ile aynı program ve stratejiyi paylaşmakla birlikte hala neden ayrı bir örgüt oldukları anlaşılamayan; sosyalistlikleri Pazar Vaazlarından öte bir anlam taşımayan örgütler olsunlar, hepsi Marksizm'in bu konudaki tarihsel tecrübesini ve geleneklerini unutmuş bulunuyorlar ve unutturuyorlar.
Biz de onları eleştirerek, bir Marksist olarak onlara karşı ideolojik mücadele görevimizi de aynı seçim çalışması içinde yapmış da oluyoruz.
Demir Küçükaydın
06 Mart 2015 Cuma
Bizim programımızın uzun versiyonu olan Ortadoğu İçin Demokrasi Manifestosu şuradan indirilebilir:
Programımızın kısa versiyonu da şöyle:
Gerçek bir eşitlik için, ulusun tanımından her türlü, dil din, tarih, etni, soy, kültür, ırk belirlemesi kalkmalı, demokratik ulus bunlarla tanımlanmaya karşı tanımlanmalıdır. Bu somut olarak şu tedbirlerle gerçekleşebilir.
·         Herkese istediği dili anadil olarak seçme ve anadilinde eğitim hakkı olmalıdır. (Ana dilini öğrenme hakkı değil. Bu farklıdır dillerden birine üstünlük sağlayıp eşitsizliği arttırır.)
·         Ortak bir konuşma ve yazışma dili gerekip gerekmediğine; gerekiyorsa bunun hangi dil olacağına demokratik ulusun yurttaşları tartışarak ve oylayarak karar verirler. Bu ortak konuşma dilini öğrenmek, anadilde eğitim hakkını ortadan kaldırmaz.
·         Okullarda herkes ana dilinde, ama aynı ortak tarihi okumalıdır. Bu tarih, ülkedeki ve komşularındaki bütün dillerden, etnilerden, dinlerden, kültürlerden, cinslerden eşit miktardaki temsilciler tarafından ortaklaşa yazılmalıdır.
·         Eğer okullarda okutulmasına karar verilirse, din ve ahlak dersleri, yeryüzündeki tüm büyük din ve inançlardan ve inançsızlardan eşit sayıda temsilciler tarafından ortaklaşa yazılmalıdır.
·         Devletin tüm inançlar karşısında eşit ve tarafsız olması için, Diyanet lağvedilmeli, imam hatipler normal okullara çevrilmelidir.
·         Diyanet gibi kurumlarda şimdiye kadar çalışanların mağdur olmaması için geçimleri gönüllü olarak cemaatler tarafından karşılanmayanlar veya bu olanağı seçmeyenlerin mağduriyeti engellenip toplumun başka işlerine yerleştirilmelidir.
·         Devlet sadece inançlar arasında eşitliği sağlamak ve azınlık inançta olanlar aleyhine oluşacak fiili eşitsizlikleri gidermekle yükümlü olmalıdır.
Yurttaşların en geniş şekilde örgütlenebilmesi, hakkını koruyabilmesi, haksızlıklara ve eşitsizliklere karşı mücadele edebilmesi için.
·         Sınırsız bir düşünce, ifade ve örgütlenme özgürlüğü derhal uygulamaya geçmeli, bunları sınırlayan tüm yasalar derhal ve otomatik olarak geçersiz olmalıdır.
·         Devletin, firmaların, örgütlerin, partilerin ve bunların bütün organlarının bütün kararları, bütün tartışmaları tüm yurttaşların bilgisine açık olmalıdır.
Demokrasinin gerçekleşebilmesi, yurttaşların doğru kararlar verebilmesi için her şeyden önce doğru bilgilenme gerekir. Doğru bilgilenme için ise, medyanın devlet ve sermayenin tekelinden ve egemenliğinden kurtulması gerekir. Bunun için de
·         Tüm medya ve yayın faaliyeti, matbaalar, frekanslar, kanallar, kâğıtlar toplumsallaştırılmalı; devletin ve sermayenin elinden alınmalı, yurttaşların ve örgütlerinin emrine verilmelidir.
·         Medya olanakları, tüm örgütler, partiler, inançlar, fikirler, akımlar, meslekler, cinsler, yaşlar, bölgeler vs. arasında üye sayılarına ya da nüfus içindeki oranlarına göre dağıtılmalıdır.
·         Bu dağılımın gerçek oranları yansıtmaları için sık sık ayarlamalar yapılmalıdır.
Yurttaşların üzerinde yükselmeyen, onlardan bağımsızlaşmayan, ama onlara itaat ve hizmet eden bir devlet cihazı için:
·         Tüm düzeylerde yetki ve sorumluluk seçilmiş organlarda olmalıdır. Osmanlı artığı, Firavun ve Nemrutlar zamanından kalma valilik, kaymakamlık gibi merkezi olarak atanan ve belirlenen tüm makam ve organlar lağvedilmedir.
·         Tüm emniyet, asayiş ve savunma kuvvetleri bu seçilmiş organların emrinde ve kontrolünde olmalıdır.
·         Tüm seçilmiş yöneticiler ve organlar kendilerini seçenlerin beşte birinin oyuyla geri alınabilmeli ve seçim yenilenmelidir.
·         Tüm seçilenler seçildikleri süre içinde ve çalışmaları esasında ortalama bir çalışanın gelir düzeyinde ücret almalıdır.
·         Memurların tayin, terfi, seçim ve emeklilik işlemlerinde bağımsız memur sendikalarının tuttukları siciller esas alınmalıdır.
·         Asker sivil adalet ikiliği ve memurlar hakkında dava için izinler kalkmalı. Kanun ve yasalar karşısında mutlak eşitlik olmalıdır.
·         Mahkemelere jüri usulü gelmelidir.
Bu biçimsel eşitliği ve demokrasiyi sağlayan tedbirlerin yanı sıra, asgari ölçüde ekonomik ve sosyal eşitsizlikleri kaldırmak için:
·         Devlet her yurttaşa iş bulmak, bulamıyorsa, sendikaların ve bağımsız tüketici teşekküllerinin tespit edeceği, asgari geçim endeksine uygun gelir sağlamakla yükümlü olmalıdır.
·         Tüm yurttaşlar için genel sağlık ve emeklilik sigortası olmadır. Sigorta, doğrudan sigortalı yurttaşların seçilmiş temsilcileri tarafından yönetilmeli ve denetlenmelidir.
·         Gelecek nesiller arasında kültür, eğitim ve iktisadi farklardan doğan eşitsizlikleri asgariye indirmek için, her çocuk için parasız kreş ve anaokulu sağlanmalı; tüm eğitim ve araçları parasız olmalı, düşük gelirli ailelerin çocukları ekstra desteklenmelidir.
·         Tüm azınlıkların gerçek hayatta fiilen ortaya çıkacak bizzat matematik bir azınlık olmaktan doğan dezavantajlarını bir ölçüde ortadan kaldırabilmek için kotalar ve pozitif ayrımcılık uygulanmalıdır.



[1] HDK ve HDP’nin örgütlenmesi konusunda geçen yıl bir sürü yazı yazdık ve bir imza kampanyası örgütledik. Bu yazıların başlıcalar ve linkleri şunlar:
HDK ve HDP Kongreleri Gelirken Anlaşılmayan Temel Konu: Yapı
HDK ve HDP’de Bireysel Üyelik Kampanyası Hakkında
HDK ve HDP’nin Medyatik Mizansen “Kongre”leri
HDK ve HDP Kongreleri Gelirken – Perşembenin Gelişi
Bireysel Üyelik Kampanyası Üzerine
[2] Bu program önerilerimiz, engellemeler, bayımıza gelenler, HDK (ve HDP’nin) programlarının eleştirileri için bloğumuza bakılabilir ve şu derleme indirilip okunabilir: https://drive.google.com/folderview?id=0BxCB_Gtx8VYATnhZa2xMVjBxM0k&usp=sharing

Hiç yorum yok: